Bir laf vardır:
Baktın olmuyor, bakmayacaksın…
Bugün Türkiye’de demokrasi, hukuk ve siyaset üzerinden çok şey konuşuluyor. Ancak bu tartışmaları yaparken geçmişi unutarak konuşmak, meseleyi eksik okumak olur.
Bu ülkede yıllar boyunca siyasi partiler kapatıldı. Milli Görüş geleneğinden gelen Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi farklı dönemlerde kapatma süreçleriyle karşı karşıya kaldı. Bu partilerin kapatılmasında kimi zaman laiklik, kimi zaman irtica, kimi zaman da dönemin vesayetçi hukuk anlayışı etkili oldu.
Rahmetli Necmettin Erbakan’ın siyasi çizgisi, defalarca kapatma davalarıyla sınandı. Buna rağmen bu süreçlerde sokakları karıştıran, devleti hedef alan bir kalkışma dili kullanılmadı. “Devletin verdiği karar boynumuzun kıldan incedir” anlayışıyla hukuk içinde mücadele edildi.
Elbette 12 Eylül darbesi ayrı bir karanlık dönemdir.
O süreçte sadece bir parti değil, birçok siyasi hareket tasfiye edildi
. Bunu görmeden konuşmak da doğru olmaz. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Bugünkü siyasi iklimin oluşmasında, o vesayet düzenine karşı verilen mücadelenin büyük payı vardır.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş zemini de bu arayışın içinden doğdu.
Hukuk devletinin içinde, vesayet sistemini geriletmek, vatandaşların eşit olduğu bir siyasal zemin oluşturmak hedeflendi. Yaklaşık 24 yıla yaklaşan iktidar sürecinde bu çizginin baş aktörünün Recep Tayyip Erdoğan olduğu da açıktır.
Bugün ise başka bir tartışmanın içindeyiz.
CHP’nin kurultay süreciyle ilgili verilen karar, “mutlak butlan” tartışmasını Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Mahkeme kararının ardından CHP içinde Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yeni bir siyasi kriz doğdu. Uluslararası ajanslar da mahkeme kararının, CHP’nin 2023 kurultayını iptal ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden parti yönetimine dönmesi sonucunu doğurduğunu yazdı.
Şimdi burada asıl mesele şu:
Yıllarca laiklik ve irtica gerekçeleriyle parti kapatma davalarını savunanlar, bugün kendi partileriyle ilgili bir yargı kararı çıkınca “demokrasi elden gidiyor” diyor.
Peki o zaman sormak gerekmez mi?Partiler kapatılırken demokrasi neredeydi?
Mahkeme kararlarıyla siyasi hareketler tasfiye edilirken hukuk neredeydi?
İrtica denilerek milyonlarca insanın siyasi tercihi baskılanırken özgürlük neredeydi?
Bugün CHP’nin yaşadığı süreçte elbette hukukun objektif işlemesi gerekir. Delegelerin satın alındığı, kurultay sürecinde hile yapıldığı, ihbarların ve iddiaların bulunduğu bir dosya var ve bunları somut olarak beyan ediliyor.Bunun yargı tarafından incelenmesi de demokrasinin gereği değil mi? Üstelik ihbarları yapanlar CHP içindeki üyeler siyaset içindeki kişiler …
Ama mesele şu:
Dün aynı hukuk diliyle başkalarına yapılanı alkışlayanların, bugün aynı hukuk düzeni kendilerine dokununca demokrasi hatırlaması inandırıcı olmuyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu siyasi miras, yalnızca bir parti tabelasından ibaret değildir.
Kuvayı Milliye ruhu, başı örtülüyle başı açık olanı, inananla inanmayanı, köylüyle şehirliyi, farklı görüşlerden insanları aynı vatan fikrinde buluşturan bir ruhtur.
Bü ülkenin kazanımı hep birlikte olmuştur bunu farklı kesime yüklemek abes ile iştagaldir.
Bu ülkenin kuruluş felsefesi, bir zümrenin diğerine üstünlük kurması üzerine değil; milletin kendi iradesiyle ayağa kalkması üzerine kurulmuştur. Avrupa’daki aristokrat düzen gibi “asiller” ve onların altında yaşayan halk anlayışı bu topraklara ait değildir. Mustafa Kemal’in mücadelesi de zaten bu ayrımı yıkmak içindi.
Bugün demokrasi diyorsak, bunu herkes için demeliyiz.
Kendi partimiz için demokrasi, başkası için kapatma davası anlayışı demokrasi değildir.
Kendi liderimiz için hukuk, başkası için vesayet anlayışı adalet değildir.
Kendi mahallemize dokununca özgürlük, başkasına dokununca sessizlik gerçek hukuk devleti değildir.
Benim itirazım tam da buna.
Partiler kapatılırken “oh olsun” diyenlerin, bugün mutlak butlan kararına karşı demokrasi nutku atması samimi gelmiyor. Elbette herkes hukuk içinde hakkını arasın. Elbette CHP de itirazını yapsın. Elbette mahkemeler de adil, şeffaf ve objektif karar versin.
Ama kimse geçmişte yaşananları unutmuş gibi davranmasın.
Bu ülkede demokrasi yalnızca bir kesimin ihtiyacı değildir.
Hukuk yalnızca bir partinin aracı değildir. Özgürlük yalnızca kendi mahallene lazım olduğunda hatırlanacak bir kavram değildir.
Demokrasi herkes için demokrasi ise anlamlıdır.Hukuk herkes için hukuk ise değerlidir.
Özgürlük herkes için özgürlük ise gerçektir.
Yoksa geriye sadece şu cümle kalır:
Demokrasi, demokrasi… Özgürüm!






