Günler uzun görünse de zaman çok hızlı geçiyor…
Yerel ve sektörel gündemi takip etmek, televizyon yayınlarını izlemek bizim gibi iletişimcilerin işinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bazı meslekler mesai saatleriyle sınırlandırılamaz. Bizim mesleğimiz de 7 gün 24 saat dikkat, merak ve güçlü bir gündem takibi gerektirir.
Geçtiğimiz gece TRT 1’de, 15 Temmuz’la ilgili belgeselin ardından Batı Trakya Türklerinin unutulmaz lideri Dr. Sadık Ahmet’in hayatını anlatan “Sadık Ahmet” filmini yeniden izledim.
Saat gece 00.02’ydi… Ancak filmin anlattıkları zihnime ve hafızama kazınması gereken gerçeklerdi.
Bu, filmi ilk izleyişim değildi; ikinci kez seyrettim. Çünkü bu yapım yalnızca bir kişinin hayatını değil, kimliği bastırılmaya çalışılan bir toplumun mücadelesini anlatıyor. Film, Dr. Sadık Ahmet’in Batı Trakya’daki Müslüman Türklerin demokratik hakları uğruna verdiği mücadeleyi konu alan, gerçek olaylardan esinlenmiş biyografik bir eser.
Türk’ün Boyunduruk Altında Yaşamayı Reddedişi
Filmi yeniden izlemek istememin temel sebebi şuydu: Türk milletinin kimliğini, dilini ve tarihini yok sayan bir anlayışın boyunduruğu altında yaşamayı kabul etmeyeceğini bir kez daha gördüm.
Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesi silahlı bir mücadele değildi. Onun silahı; sözü, hukuku, sandığı ve örgütlü demokratik direnişiydi.
Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya’da Kuvayı Milliye ruhunu yaşatan sivil ve siyasi mücadelenin önderi olmuştur. Batı Trakya Türklerinin;
“Biz varız, Türk’üz ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz!”
Lozan Neden Gerektiği Gibi Uygulanmadı?
Antlaşmanın 45. maddesi, Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklara tanınan hakların Yunanistan’daki Müslüman azınlığa da aynı şekilde tanınmasını öngörüyor. Ancak Batı Trakya’da zaman içerisinde antlaşmanın ruhuyla bağdaşmayan uygulamalar hayata geçirildi.
Yunanistan yönetimi, Lozan’dan doğan yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirmedi. Üstelik Batı Trakya Türklerinin kimlik, eğitim, inanç ve örgütlenme alanlarında karşılaştığı sorunlar bugün de devam ediyor.
Türkiye ise kendi sınırları içerisinde yaşayan azınlıkların Lozan’dan doğan haklarını korumaya ve antlaşmanın hükümlerine bağlı kalmaya devam etti.
Batı Trakya’da Türk kimliğinin resmî düzeyde kabul edilmemesi, isminde “Türk” kelimesi bulunan derneklerin karşılaştığı engeller; eğitim kurumları, vakıflar ve müftülük meselesi üzerinden soydaşlarımıza dayatılan farklı uygulamalar hâlâ tamamen sona ermiş değildir.
Bu, aynı zamanda Avrupa hukukunun uygulanması bakımından ciddi bir insan hakları meselesi olduğu bir gerçek.
Somut olarak sorulması gereken soru şudur:
Lozan yalnızca imzalanan bir antlaşma olarak mı kaldı, yoksa Batı Trakya Türkleri bakımından gerçekten uygulandı mı?
Sadık Ahmet “Türk yoktur” anlayışına karşı demokratik yollarla;
“Biz buradayız!”dedi.
Bu sebeple onun mücadelesi yalnızca bir milletvekilinin siyasi çalışması değil, aynı zamanda büyük bir kimlik ve insan hakları hareketiydi.
Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin sorunlarının dünya kamuoyu tarafından fark edilmesini sağladı. Onların sesini yalnızca Yunanistan Parlamentosuna değil, uluslararası platformlara da taşıdı.
Sadık Ahmet olmasaydı, Batı Trakya Türkleri elbette yine varlıklarını sürdürürdü. Ancak sorunlarının uluslararası kamuoyuna taşınması, ortak bir siyasi bilincin oluşması ve Türk kimliğinin güçlü bir şekilde savunulması çok daha geç gerçekleşebilirdi.
O, bütün sorunları tek başına çözen kişi olmadı. Fakat çözüm yolunu açan, toplumuna cesaret veren ve mücadeleyi kurumsallaştıran öncü isim oldu.
Kurucusu olduğu Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi de bu siyasi mirasın en önemli sonuçlarından biridir.
Ölümü Neden Hâlâ Tartışılıyor?
Dr. Sadık Ahmet, 24 Temmuz 1995’te, Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümünde geçirdiği trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti.
Sadık Ahmet’in ölümü resmî kayıtlara trafik kazası olarak geçti. Ancak kazanın tarihi, meydana geliş koşulları ve onun yürüttüğü güçlü siyasi mücadele nedeniyle kamuoyundaki şüpheler hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı.
Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı için ölümünü doğrudan “suikast” olarak nitelendirmek doğru olmayabilir. Ancak aradan geçen yıllara rağmen toplumun zihnindeki soru işaretlerinin giderilemediği de bir gerçektir.
Sadık Ahmet, Batı Trakya’nın yalnızca siyasi lideri değildi. O; baskıya karşı demokratik direnişin, kimliğine sahip çıkmanın ve boyunduruk altında yaşamayı reddetmenin adıydı.
O, Batı Trakya’nın Kuvayı Milliye ruhunun önderiydi.
Metin Şendil
Kocaeli Bülteni Genel Yayın Yönetmeni






