Akran zorbalığı ve çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinin en önemli toplumsal sorunlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Dr. hc. mult. Bahri Öztürk, “5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda önemli tedbirler yer alıyor ancak uygulamada ciddi eksiklikler bulunuyor” dedi.
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve CEHAMER Müdürü Prof. Dr. Öztürk, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na atıfta bulunarak, çocuk kavramının 18 yaşını doldurmamış herkesi kapsadığını vurguladı.
Akran Zorbalığı ile Suça Sürüklenen Çocuk Arasındaki Fark
Akran zorbalığı ve suça sürüklenen çocuk kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Öztürk, şu değerlendirmede bulundu:
“Akran zorbalığında hem fail hem de mağdur 18 yaş altındadır. Çocukların, yine çocuk olan başka bireylere fiziksel ya da psikolojik şiddet uygulaması söz konusudur. Suça sürüklenen çocukta ise, çocuğun bir yetişkin ya da yetişkinler tarafından suça yönlendirilmesi söz konusudur.”
“Çocuk Kadar Aile, Okul ve Çevre de Sorumlu”
Yasal düzenlemelerin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, cezaların artırılmasının sorunu çözmeyeceğini belirterek şunları söyledi:
“Eğer çocuklar suçu kanunlara bakarak işleseydi, cezaların artırılması caydırıcı olabilirdi. Ancak 50 yıllık meslek hayatımda, kanuna bakarak suç işleyen tek bir kişi görmedim. Akran zorbalığında sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve ailevi sorunlara sadece ceza hukuku ile çözüm aramak hüsranla sonuçlanır. Bu süreçte çocuk kadar ebeveynlerin, okul yönetimlerinin ve ilgili kurumların da sorumluluk alması gerekir.”
“Tedbirler Var Ama Uygulama Zayıf”
Çocuk Koruma Kanunu’nda çocuğun üstün yararını gözeten birçok düzenleme bulunduğunu hatırlatan Öztürk, uygulamadaki eksikliklere dikkat çekti:
“Kanunun temel amacı, suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılmasıdır. Tedbirler yasada mevcut ancak bunların hayata geçirilebilmesi ciddi bir altyapı ve kaynak gerektiriyor. Kanun değişikliği yapmak kolay; asıl zor olan mevcut tedbirleri etkin biçimde uygulamak.”
Medyanın Rolüne Dikkat Çekti
Medyanın çocuklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Öztürk, geçmişte yaşadığı bir örneği aktararak, “Suça sürüklenen ya da akran zorbalığı yapan çocukların medya ile teması çok dikkatli yürütülmeli. Aksi halde çocuk, yeniden topluma kazandırılamayacak bir noktaya sürüklenebilir” dedi.
“Bu Davranışları Biz Yaratıyoruz”
Çocuklar arasında yaşanan ve ölümle sonuçlanan olayların toplumsal sorumluluk boyutuna işaret eden Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:
“Canavarca hisle sergilenen davranışlar kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Onları biz yaratıyoruz. Çocukları sadece yargılamak, onları topluma kazandırmaz. Mevcut haliyle Çocuk Koruma Kanunu’ndaki düzenlemeler yetersizdir.”










