Dünya Kupası denildiğinde benim aklıma ilk olarak Şenol Hoca ve İlhan Mansız gelir. Hafızamda yer eden bir diğer enteresan detay ise Hakan Ünsal’ın saçlarını Kızılderili gibi kestirmiş olmasıdır. O sene İstanbul Çekmeköy’de, oldukça büyük bir alana sahip bir sitede oturuyorduk.
- Tarih: 29 Haziran 2002
- Maç: Türkiye 🇹🇷 – Güney Kore 🇰🇷
- Sonuç: Türkiye 3 – 2 Güney Kore
- Stadyum: Daegu World Cup Stadium
Kore ile oynanacak o tarihi üçüncülük maçına tüm site halkı olarak kilitlenmiştik.Maç 3-2 almıştık , sitenin alanı çok büyük olduğu için coşku da aynı oranda devasaydı; nefeslerin tutulduğu, inanılmaz bir maç izledik.
İlhan Mansız’ın golleriyle turnuvayı dünya üçüncüsü olarak tamamladığımızda içimizde tarif edilemez bir gurur vardı. O gün yanımda taşıdığım, gururla dalgalandırdığım çok büyük bir Türk bayrağım vardı.
Sitemizde oturan komşularımızın ekseni çoğunlukla Artvin Yusufeli, Giresun ve Erzurum bölgelerinden oluşuyordu. Maç bitimiyle birlikte, eşim de Artvinli olduğu için, sitedeki birçok komşumuz birden bizim bulunduğumuz alanda toplandı.
O an hissettiğimiz milli duyguların ve hassasiyetin derecesi, normal sınırları fazlasıyla aşmıştı.
Biz site bahçesinde büyük bir coşkuyla bağırarak kutlama yaparken, kızlarımdan biri aniden, “Bağdat Caddesi’ne çıkalım” dedi. Gerçekten de o caddenin atmosferi böyle günlerde çok farklı oluyordu.
Kızımın bu sözü üzerine hemen arabamıza bindik.
Araçta eşim, oğlum ve hatta sitede oturan ama daha önce hiç tanımadığım kişiler vardı; arabayı hep birlikte doldurmuştuk. Bağdat Caddesi’ne geldiğimizde karşılaştığımız o muazzam atmosferi hayatım boyunca unutamam.
Bir yanda İstanbul Ülkü Ocakları’na ait üstü açık bir otobüs sahaya inmiş i caddeye giriş yapmıştı.
Bir köşede “Ceddin Deden” marşı çalarken, diğer köşede Tarkan’ın “Mezara Kadar” (Bir Oluruz Yolunda) şarkısı yankılanıyordu.
O gün meydanlarda tam bir sevgi seli vardı. Herkes kendi bölgesinin halk oyununu oynuyor, o coşkuya ortak oluyordu. Trafik tamamen felç olmuştu ancak trafik polisleri bile görev yapmayı bir kenara bırakıp bu güzel kutlamanın, bu coşkunun içine dahil olmuştu.
Sevgi o gün bize karşı hiç kibirli değildi; sokaktaki kimse kimseye “Sen kimsin, nerelisin?” diye sormuyordu.
İşte o gün caddelerde bizzat şahit olduğum o büyük sevgi selinin, bugünlerde ülkemizde tekrar yaşanmasını o kadar çok istiyorum … Çünkü bu ülkenin, bugünlerde tam da o günkü gibi hesapsız ve birleştirici bir sevgi seline çok ihtiyacı var.
O halde, aynı ruhla ve aynı inançla yeniden: Haydi Türkiye! 🇹🇷








