Eskiden hastalandığımızda “Bir Gripin al, yarın turp gibi olursun” derdik. Gazetecilik yıllarında işin başından ayrılmak kolay değildi. Gazetenin tirajı, sayfaların yetişmesi, baskı telaşı derken insan çoğu zaman sağlığını ikinci plana atardı. Nova Nikosin’den Gripin’e, evdeki geleneksel çözümlerden doktor kapısına kadar hastalığı atlatıp yeniden işe dönmenin yollarını arardık.
Zaman geçiyor, insan yaşadıklarıyla sağlığın kıymetini daha iyi anlıyor. Ben de bir basın lansmanına katılmak için yürürken açık bırakılmış bir tır servis kanalına düşerek talihsiz bir kaza geçirdim. Sağ tarafımın üzerine düştüğüm bu kazadan sonra hastane süreci, ağrılar ve yeniden yürüyebilme mücadelesi başladı. Fizik tedaviye ihtiyaç duymam da böyle oldu.
Şehir Hastanesi’nde sıra beklediğim dönemde, İzmit’teki bir işim vesilesiyle özel bir hastaneye gitmeye karar verdim. Uzm Dr. Öge Gür’le görüşmemin ardından Atakent Cihan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’ndeki tedavi sürecim başladı. Kaza sonrası yaşadığım sıkıntıları, özellikle diz kapağımdaki ağrıyı anlattım. Değerlendirmenin ardından düzenli tedavi ve egzersizlerle yola devam ettik.
Daha önce farklı yerlerde de tedavi görmüş biri olarak burada dikkatimi çeken yalnızca uygulanan tedavi olmadı. Hastayı dinlemek, iletişim kurmak ve insana moral vermek de iyileşme yolculuğunun önemli bir parçasıydı.
BİR GÜLÜMSEMEYLE BAŞLAYAN HİZMET, AİLE SICAKLIĞINA DÖNÜŞTÜ
Atakent Cihan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde beni etkileyen; ekibin tecrübesi, düzeni, arkadaşlığı, yardımlaşması ve hastaya gösterdiği ilgi oldu. Kocaeli’de birçok özel hastaneye gitmiş biri olarak, burada karşılaştığım ortamın ve ekip içindeki uyumun bende ayrı bir iz bıraktığını söylemeliyim.
Hizmet, daha girişte bir gülümsemeyle başlıyor. Zamanla insan kendisini yabancı hissetmiyor. Ben de artık Atakent Cihan Hastanesi’ni ve fizik tedavi bölümünü sanki ailemin bir parçası gibi görmeye başladım. Hastalar arasında da rahat, samimi ve birbirini anlayan bir ortam var.
Tedavimi, bölüm sorumlusu fizyoterapist Nimet Altınata yürütüyor. Diğer fizyoterapist arkadaşların da deneyimli olması, ekip içindeki yardımlaşma ve hastaya gösterilen özen dikkatimi çekiyor.
Mesela ilk kez tedaviye gelen hastalara kayıt kabul sekreterimiz Meltem Genç, neler yapılacağını anlatırken bir de öğretmen ciddiyetiyle “Devamsızlık yok!” diye uyarıyor. Bunu tedavi odasında duyduğumda içimden gülmek geliyor. Ama o ciddi uyarının içinde bile insana moral veren, tedaviyi sahiplenmesini sağlayan bir yaklaşım var.
Çünkü fizik tedavi sabır istiyor. Düzenli katılım, egzersizleri aksatmamak ve verilen programa uymak önemli. Bazen bir tebessüm, bazen samimi bir söz, bazen de kararlı bir hatırlatma insana yeniden güç veriyor.
Şimdi ikinci tedavi seansıma hazırlanıyorum. Bu çarşamba yeniden başlayacağım. Öge Hanım’ın bana söylediği söz ise hâlâ kulağımda:
“Bastonu atalım artık!”
İşte insanı motive eden de biraz bu. Bir yanda yaşadığınız zorluklar, diğer yanda yeniden yürümeye, güçlenmeye ve günlük hayatınıza dönmeye dair umut…
Benim iyileşme yolculuğum devam ediyor. Bakalım önümüzdeki süreçte neler yaşayacağız. Ama şunu biliyorum: Bu yolculukta yalnızca tedavi görmüyor, aynı zamanda emeğiyle, ilgisiyle ve güler yüzüyle insana moral veren bir ekiple birlikte ilerliyorum.
Bazen bir sağlık kuruluşunu farklı kılan yalnızca cihazları ya da fiziksel imkânları değildir. İnsana nasıl davrandığı, hastayı ne kadar dinlediği ve kendisini ne kadar güvende hissettirdiği de en az bunlar kadar önemlidir.
Benim Atakent Cihan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde gördüğüm, kendi deneyimime dayanan izlenimim tam da bu.
Fotoğrafta yer alan ve tedavi sürecimde tanıma fırsatı bulduğum ekibe teşekkür ediyorum: Tedavimi yürüten bölüm sorumlusu fizyoterapist Nimet Altınata, fizyoterapistler Necla Çalpan ve Emre Kara, fizik tedavi teknikeri Melisa Bozkurt, kayıt kabul sekreteri Meltem Genç ve bölümde görev yapan diğer fizyoterapistler…
Sağlık ertelenmeye gelmez. Bunu bazen bir hastane koridorunda, bazen tedavi odasında, bazen de yeniden atabildiğimiz birkaç adımda anlıyoruz.
Herkese sağlıklı günler diliyorum.
Hüseyin Metin Şendil






