Kırkpınar Yağlı Güreşleri, 665 yıldır süregelen bir gelenek olarak yalnızca pehlivanların mücadelesiyle değil, aynı zamanda zurnacılar, cazgırlar, başyağcılar ve bezciler gibi önemli figürlerle de hayat buluyor.
EDİRNE – Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde er meydanında mücadele eden pehlivanların yanında, organizasyonun vazgeçilmez unsurları olan zurnacılar ve diğer geleneksel görev sahipleri, bu kültürel mirası yaşatmak için çalışıyor. 55 yıldır Kırkpınar’da zurna çalan Hayrettin Zurnacı, mesleğini ailesinden devraldığını belirterek, “Kırkpınar’da görev yapmak benim için büyük bir gurur,” dedi.
Zurnacı, pehlivanların ritimle motive olduğunu vurgulayarak, “Ritim olmazsa pehlivan güreşemez. Bu ritim olduğunda pehlivan saldırır ve mücadele başlar,” şeklinde konuştu. Bu yıl son kez görev yapmayı planlayan Zurnacı, uzun yıllardır severek icra ettiği mesleğine veda edeceğini ifade etti.
Yağcıların Önemli Görevleri
15 yıldır başyağcı olarak görev yapan Faik Ürütükçü ise tüm sporcuları yağlamakla yükümlü olduklarını belirtti. Ürütükçü, Edirne Belediyesi’nde çalıştıklarını ve bu geleneğe hizmet etmenin mutluluğunu yaşadıklarını anlattı. “Minik boylardan başpehlivanlara kadar herkesin yağlanması bizim işimiz. Onlarla birlikte duygulanıyoruz; çünkü onları çocukluklarından beri tanıyoruz,” diye ekledi.
Kırkpınar’ın bir coşku ve şenlik olduğunu dile getiren Ürütükçü, bu geleneğin Edirne’nin gururu olduğunu kaydetti.
Bezcilerin Destek Rolü
Ayrıca yaklaşık 8 yıldır gönüllü bezci olarak görev yapan Tamer Kestane de pehlivanların ihtiyaç duyduğu anlarda yanlarında olduklarını ifade ederek, Kırkpınar’ın bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirtti.
48 yıldır Kırkpınar’da görev yapan cazgır Sabahattin Erdoğan ise pehlivanlık geçmişinin bu görevi daha anlamlı kıldığını söyledi. Erdoğan, “Kırkpınar deyince aklıma yiğitlik geliyor. Bu organizasyon, dünyanın en uzun soluklu spor etkinliği ve en önemli kültürel değerlerimizden biridir,” şeklinde görüş bildirdi.
Kısacası, Kırkpınar Yağlı Güreşleri sadece bir spor etkinliği değil; aynı zamanda geleneklerin yaşatıldığı ve toplumun bir araya geldiği önemli bir kültürel miras olarak varlığını sürdürüyor.










