Alın teriyle kazanılan ekmek, insanın en büyük onurudur.
Hayat bazen insanı gönül coğrafyasında güzel insanlarla karşılaştırıyor. Bazen de yaşadığımız zorlukların arasında bize yeniden gülümsemek için bir sebep veriyor.
Evet, bugünlerde fizik tedavim devam ediyor. Atakent Cihan Hastanesi’ne düzenli olarak tedaviye gidiyorum. Artık bastonsuz bir hayata dönmek, eski günlerime kavuşmak için mücadele ediyorum. Fizik tedavide 15 seansı tamamladım, şimdi ikinci 10 seanslık döneme başladım. Her geçen gün daha iyi olabilmek için sabırla uğraşıyorum.
Bugün, 21 Ekim 2026. Bundan tam iki yıl önce, 21 Ekim 2024’te hayatımın akışı değişti.
Mertsan firmasının Balçık’taki lansmanında, tır servisinin açılışı sırasında istem dışı açık bir kanala düştüm. Sağ bacağımda çoklu kırıklar oluştu. O günden sonra hastaneler, doktorlar, hemşireler ve sosyal hizmetler hayatımın önemli bir parçası hâline geldi.
İnsan bazen hayatın kendisine ne getireceğini bilemiyor. Büyüklerimizin dediği gibi, “Ne oldum değil ne olacağım demeli.”
İşte bugün, iki yıl önce yaşadığım kazanın ardından tek bastonla yürüyebiliyor olmak bile benim için büyük bir kazanım. Mücadelem sürüyor. İnancımı ve umudumu kaybetmeden eski sağlığıma kavuşmak için çabalıyorum.
Hastane Karşısında Tanıştığım Emekçi Bir Paşalı
Bu şehirde insanları, sokakları ve hayatın içinden hikâyeleri önemserim. Fizik tedavi için hastaneye gidip gelirken, Mehmetalipaşa Yenişehir mahallesinde bulunan Atakent Cihan Hastanesi’nin tam karşısında küçük bir meyve tezgâhı dikkatimi çekti.
Tezgâhın sahibi Yusuf Karagöl…
İzmit’in en eski yerleşim mahallelerinden Paşalı olan Yusuf Karagöl, 47 yıldır İzmit’te yaşıyor.
İlk alışverişimde Bandırma’dan getirdiği kavunlardan aldım. Balıkesir’in kavunu meşhurdur. Bana kavunun çok tatlı olduğunu söyledi. Sohbetimiz sırasında bana “amca” diye hitap etmesi de beni biraz düşündürdü. İnsan bazen yaş aldığını böyle küçük bir ayrıntıyla daha iyi anlıyor. Gülmeyin, sizin de başınıza gelebilir!
Yusuf Karagöl’ün kökleri Artvin’in Borçka ilçesine dayanıyor. İzmit Belediyesinden emekli olmuş. Ancak emeklilik onun için hayatın kenarına çekilmek anlamına gelmemiş. Sabah saat 07.00’de tezgâhını açıyor, kendi emeğiyle geçimini sağlamaya devam ediyor.
Tezgâhında üzüm, incir, armut, ayva, kavun ve mevsimine göre farklı meyveler bulunuyor. Ürünlerini özenle seçiyor; bazılarını bahçelerden kendisi topluyor, bazılarını da yetiştirildikleri yörelerden temin ediyor. Pamukova üzümü, Geyve inciri, Bandırma kavunu ve Eşme ayvası gibi yöresel ürünleri müşterilerine sunuyor.
Zaman geçtikçe Yusuf Karagöl’ün yalnızca ürünlerini değil, insanlarla kurduğu ilişkiyi de gözlemledim. Müşterilerine karşı saygılı, samimi ve yardımsever. Herkese gönülden yaklaşan, sözüne güvenilen, mert bir insan.
Tezgâhının önünde müşterileriyle kurduğu diyalog, alışverişin ötesinde bir sıcaklık taşıyor. Kendisine uğrayanların onu tanıması, ürünlerini alması ve yeniden gelmesi de bu samimiyetin bir parçası.
Emeklilik Başka, Emek Başka
Beni Yusuf Karagöl’de en çok etkileyen şey, emekli olduktan sonra da çalışmaktan ve üretmekten vazgeçmemesi oldu.
Hayat şartları kolay değil. İnsan geçimini sağlamak, evine ekmek götürmek için mücadele ediyor. Ama burada önemli olan yalnızca para kazanmak değil; dürüstçe, alın teriyle ve insanlara saygı duyarak çalışmak. İşte asıl hikâye de burada başlıyor.
Yusuf Karagöl’ün hikâyesi bana bunu bir kez daha hatırlattı.
Emeklilik başka, emek başka. İnsan gücü yettiğince üretmeye, çalışmaya ve çevresine faydalı olmaya devam edebilir. Yusuf Karagöl de alın teriyle yaşamını sürdüren, emeğiyle örnek olan insanlardan biri.
Yolu o tarafa düşenlere, Atakent Cihan Hastanesi’nin karşısındaki bu küçük meyve tezgâhına uğramalarını tavsiye ederim. Yusuf Karagöl’ü tanıyın, sohbet edin, ürünlerini görün. Bir marketten ya da pazardan alışveriş yapmanın ötesinde, emeğin ve samimiyetin değerini de hissedeceksiniz.
Çünkü bazen hayatın en güzel hikâyeleri büyük yerlerde değil, sokağın kenarındaki küçük bir tezgâhta karşımıza çıkar. Unutmayın; alın teriyle kazanılan ekmeğin değeri her zaman başkadır.
Bugünlük benden bu kadar…
Selam ve saygılarımla,
Metin Şendil










