23 Eylül 2021

Kartepe Bülteni

Değerlerimiz değerlerinizdir

AK Parti’den oy koparma planı! Ali Babacan’a yeni rol mü biçildi?

Demokrasi ve Atılım Partisi (Deva Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan İstanbul’daki ilk Teşkilat binasının açılışını AK Parti’nin kalesi olarak ...

Demokrasi ve Atılım Partisi (Deva Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan İstanbul’daki ilk Teşkilat binasının açılışını AK Parti’nin kalesi olarak görünen Sultanbeyli’de gerçekleştirdi. 

Kurulduğundan bu güne ekonomi ağırlıklı ve seküler kesime oynayan açıklamalarıyla belli bir kitlenin dikkatini celbedebilen Babacan’ın 30 Ağustos kutlamalarıyla ilgili “Milli günlerimizde dindar vatandaşlarımız adeta bir sınava çekiliyor. Göndermeler yapılmasına izin vermeyiz.” ve “Ülkemizi intikamdan, rövanştan beslenen azgın bir azınlığa bırakmamakta da kararlıyız.” şeklinde sözleri parti stratejisinde bir kırılma olarak yorumlandı.

Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan ve Milat yazarı Serdar Arseven anketlerde yüzde biri geçemeyen DEVA’nın değişen dili ve zemini hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Hakan, Babacan’ın seküler kesimi incitici bir tutum alamayacağını bunun “AK Parti’den oy tırtıklamak” şeklinde de yorumlanabileceğini söylerken, Arseven Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet ittifakında “Çatı Adaylığı” için yaman ve kurnazca bir hamle! olarak değerlendirdi.

Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan “En etkili muhalefet partisi: Pahalılık” başlıklı yazısının ilgili kısmı;

ALİ BABACAN NE DEMEK İSTEDİ?

ALİ Babacan, 30 Ağustos kutlamalarıyla ilgili olarak şöyle bir şey söylemiş:

*

“Milli günlerimizde dindar vatandaşlarımız adeta bir sınava çekiliyor. Göndermeler yapılmasına izin vermeyiz.”

*

Bazıları bu sözlerden yola çıkarak Babacan’ın İstanbul Belediyesi’nin 30 Ağustos’u vals gösterisiyle kutlamasına laf ettiği sonucuna ulaştı.

*

Ben öyle anlamadım.

Babacan’ın sözünden benim anladığım şudur:

*

Milli günlerde dindar vatandaşlar, ‘yoksa sen 30 Ağustos’a karşı mısın’ falan türü sınavlara tabi tutuluyor ya…

Sanırım buna yönelik olarak söylemiş bu sözleri Babacan.

*

Ben Ali Babacan’ın “valse dil uzatmak” gibi seküler kesimi incitici bir tutum alacağını sanmıyorum.

AK Parti’deyken bile yapmayacağı bir şeyi şimdi niye yapsın?

*

“AK Parti’den oy tırtıklamak için böyle yapıyor olabilir” diyebilirsiniz.

Bilemedim. Belki de öyledir.

 

Milat yazarı Serdar Arseven’in “Sayın Ali Babacan ve Azgın Azınlık!..” başlıklı yazısı;

Deva Partisi Genel Başkanı, Eski AK Partili, bir zamanların AK Parti İktidarı Ekonomi Yönetimi Patronu Sayın Ali Babacan şöyle demiş:

“19 yıldır yıpranmış, yönetme kapasitesini yitirmiş, günübirlik hesapların içinde kaybolmuş bu iktidarı, önümüzdeki ilk seçimde millet olarak değiştireceğiz. Ancak ülkemizi intikamdan, rövanştan beslenen azgın bir azınlığa bırakmamakta da kararlıyız.”

*

“Azgın azınlık!..”

Bu ne demek?

“Bunlar milli bayramlarda dindarlara saldıranlardır!” yollu cümleler meselenin “ontolojisini” izaha yetmiyor.

Hangi partinin zihniyetini kast ediyorsunuz efendim.

Ve,  “Çatı Adaylığı”nız, hangi zihniyetin desteğinin alınmasına bağlı?..

“Millet İttifakı” çevrelerindeki “Çatı Adaylığı” çekişmesi var bir de…

Aday adayları, birbirlerine ufak ufak çelme takıyor!..

Sayın Ali Babacan, “Çatı Adayı, tarihinde her türlü zulüm bulunan Tek Parti zihniyetinden biri olursa asla kazanamaz!” mı demek istiyor?

Potansiyel” rakiplerinin “en sıkıntılı taraflarına” mı işaret ediyor?..

“28 Şubat mağdurlarından oy alabilecek tek çatı aday adayı benim!” mi demek istiyor?

Buralara geliriz kısmetse…

Aşama aşama gidelim.

İlk önce, “İktidarı Değiştirmek” meselesi:

Siyasi iktidarı, yani Ak Parti iktidarını, aslında Ak Parti’yi de değil, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ilk seçimde indireceklerini iddia etmiş Sayın Babacan.

Edebilir.

Siyaset iddia işidir.

Siyasi iktidar ile Cumhuriyet İttifakı’ndan MHP’nin “baraj ayarlamalarını” seçimin kaybedileceğini anlamış olmalarına yormak da muhalefetin hakkıdır.

Partiniz yüzde kaçlık parti olursa olsun, iddianızı ortaya koyabilirsiniz…

Sayın Babacan, AK Parti’nin,

“FETÖ” operasyonlarına muhatap olduğu günlerden önce yaptığı bütün güzel işleri “kendi hanesine” yazıyor,  bütün “yanlışları”da, (sanki kendileri  o zamanlar iktidarın en önemli ve yetkili isimlerinden biri değilmiş gibi)  Sayın Erdoğan’a yüklüyor.

Bu hesabın doğru bir hesap olmadığı yönündeki değerlendirmemi defalarca dile getirdim.

Ne yani, Sayın Babacan’ın işin başında olduğu dönemde her şey güzeldi de, kendileri gidince mi bozuldu?

Bu hesabın doğru bir hesap olmadığını defalarca söyledik ve yazdık, bilirsiniz kadim okuyucularım.

Ve şunu da bilirsiniz ki,

O “eski” günlerde, hata ve eksiklik olarak gördüklerimize dikkat çektiğimizde, siyasi iktidarı ikaz ettiğimizde yanımızda pek de kimseyi bulamıyorduk.

Sayın Babacan’ın da içinde bulunduğu yapılar,  her ikazımıza tepki gösteriyor, “Şimdi eleştirmenin zamanı değil, CHP’ye malzeme mi veriyorsun!” filan yollu bildik karşı çıkışlarla bizi itham ediyorlardı.

O günlerde de, her yapılanı alkışlayanlarla her yapılana karşı çıkanlar vardı.

Biz, “Gelen ağam, giden paşam!” takımından olmadığımız için, bugünkü gibi o gün de, iki tarafa da meyletmedik.

Söylemek istediğimizi söyleyebildiğimiz kadar söyledik.

O günlerde, AB ile ilişkilerden, meşhur “mayınların temizlenmesi” mevzuuna kadar birçok konuda “keskin” ikazlarımız olmuştu.

Eğitim, kültür ve aile hususlarındaki ikazlarımızı o günlerde de gündeme taşımaya çalışıyorduk.

“Zemin kayıyor!” deyip duruyor, “Kültürel İktidar” zaafına dikkat çekiyorduk!

Ve o günlerde de “Azgın Azınlığa” en fazla tepki gösterenler arasında yer alıyorduk!

Kimse de, “Serdar Bey haklısınız, dost olan, vaktinde uyarandır!” demiyordu.

Bir yandan “Azgın Azınlık”, diğer yandan da “gelen ağam, giden paşam” takımı kızıyordu bize.

Sayın Ali Babacan’ın da o günlerde, “Şu, şu konularda yanlışlar yapılıyor!” dediğine dair bir kulis “dedikodusu” olsun yok, gözümden kaçmadıysa.

Sayın Ali Babacan ile, TOBB’un organize ettiği hayli uzun süreli bir “ABD seyahatinde” bol bol sohbet etme imkânını bulmuştuk.

Ayrıca, oralardaki temasları da yakından tâkip etmiştik.

O günlerde, Sayın Ali Babacan’a, daha önceki gün “azgın azınlık” olarak nitelendirdiği çevrelerin Sayın Erdoğan’a ve Ak Parti iktidarına yönelik tepkilerinden bahsettiğimizde, birçok habere başlık olan şu cümleyi kullanmıştı:

“Uluslararası piyasa oyuncuları siyasi ve ekonomik istikrarı yakalayan Türkiye’den rahatsızlık duyuyorlar!”

Tarih:

23 Ekim 2013.

Zamanın Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, ABD’den, Sayın Erdoğan’ın “Faiz lobisi” göndermesine denk gelen mesajlar veriyordu.

Hani, bugün, Sayın Ali Babacan’ın “azgın azınlık” olarak nitelendirdiği  toplulukların da alaya aldıkları, “Türkiye gittikçe büyüyor, güçleniyor… Dış güçler ve içerideki uzantıları da, bu durumun önüne geçmek için ellerinden geleni yapıyor!” söylemi var ya…

O günlerde…

Yani, şunun şurası 2013’te aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyordu, Sayın Ali Babacan…

Mesela, mesajını şu ifadelerle veriyordu:

“Yatırımcılar üzerinde, piyasa oyuncuları üzerinde dezenformasyon çalışmaları oldu, İstanbul ve Londra kaynaklı. Faizlerin yükselmesinden toplu şekilde istifade eden kesimler oldu!”

O günlerde 17/25 Aralık operasyonlarının patlak vermesine az bir zaman kalmıştı.

Sayın Erdoğan aynı Sayın Erdoğan’dı, kabine de aynı kabine!..

O günlerde Başbakan Yardımcısı olarak, Türkiye’nin “dış kaynaklı finans operasyonlarına”, özellikle de “İstanbul” ve “Londra” kaynaklı finans operasyonlarına, daha doğrusu “faiz lobisi” operasyonlarına maruz kaldığını açıkça ifade ediyordu Sayın Ali Babacan.

Buradaki “İstanbul ve Londra” vurgularının ne anlama geldiğini konuları yakından takip edenler bilir!..

Hem de çok iyi bilir!..

Sayın Ali Babacan o günlerdeki sözlerine “Hükümette olma sorumluluğumuz bunu gerektiriyordu. Ülke ekonomisini düşünmek zorundaydık, birçok şeyi görüyorduk ama kol kırılır yen içinde kalır diyerek tahammül ediyorduk!” yollu ifadelerle izah getirmeye çalışabilir!

Sayın Erdoğan ve yakın çevresini (dışarıya malzeme vermeden) sonuna kadar ikaz ettiklerini ve o günlerde henüz bu sona gelinmediği kanaatinde olduklarını söyleyebilir.

Birileri de, bu sözlere, “Ne o, yoksa 17/25 Aralık benzeri bir operasyonu mu bekliyordunuz?” diye karşı çıkabilir.

Bu lâfların hepsi boştur, zira hiçbirinin ispatı yoktur!

Politika böyle bir şeydir.

Dün gerçekten de dündür ve bugün de bugün…

Birisi çıksa ve “Bizim tutarsızlıklarımızdan bahsederken mangalda kül bırakmıyorsun, ama ya siyasi iktidarın dündür bugün bugündürleri…” diye itiraz ederse…

Buna da pek bir şey diyemeyiz.

“Oyundan maksat ütmektir!” diyorlar ya…

Bizim dünya o dünya değil.

Dünya iki kulplu kazan, demişler.

Tut bir ucundan sen de kazan!..

Bu dünya böyle bir dünya.

“Kazı kazan” dünyası…

Bakın, o kadar yazdık, nelere nelere gittik de, şu “azgın azınlık” noktasına bir türlü şöyle ağız tadıyla gelemedik.

Sayın Ali Babacan, “Ülkemizi intikamdan, rövanştan beslenen azgın azınlığa bırakmamakta da kararlıyız.” demiş ya…

Buradaki “azgın azınlık”, hangi azgın azınlıktır?

Sayın Ali Babacan,

Bu memleketin evlâtlarına kan kusturan darbe teşvikçisi partiyi, o zihniyeti azgın azınlık içine alıyor mu, almıyor mu?..

Geçtiğimiz günlerde, bir parti genel başkanına, şiddet ve hakaretten fersah fersah uzak bir şekilde tepkisini gösterdi diye bir kadını linç eden, hatta “Bunun çocuklarını elinden alın!” kampanyası başlatan güruh, bu azgın azınlıktan mıdır?

Sayın Ali Babacan, “çatı adayı” olmak istiyorsa, bu çatıyı kimler kuracaktır?

27 Mayıs, 28 Şubat, 27 Nisan darbecileri mi?

Sermayeyi renkler ayıran, “Laikliği bizim anladığımız gibi anlamıyorsan yaptığın ticareti başına geçiririz!” diyenler mi?

Üniversitelerde ikna odaları kuranlar mı?

Sayın Ali Babacan, öyle “azgın azınlık” diyerek çekilmesin lütfen bir kenara…

Net adresler versin, politik hesapları öncelemeden.

*

Sayın Ali Babacan’ın “Azgın Azınlık” muhabbeti hoşumuza gitti.

Devamını getirecek mi bakalım!

Ha bir de…

Geçtiğimiz günlerde bir Genel Başkan, Ekrem İmamoğlu’nu Rahmetli Fatih Sultan Mehmet Han’a benzetmişti, “Çatı Adaylığı” için yaman ve kurnazca bir hamle!..

Şimdi de…

Sayın Ali Babacan, “Azgın Azınlık” diyerek 28 Şubat mağdurlarına “şirin” bir mesaj göndermeye çalıştı.

Çalıştı da…

“Hem onla, hem bunla, reel politik, real politik”, nasıl olacak bakalım bu işler?

Şu “Çatı İşleri” gittikçe güzelleşiyor mu, ne!..

Gelişmeleri, “maddi çıkar endişelerinden” uzak bir ruh haliyle izlemek çok hoş oluyor!..