Kapitalizmin en büyük düşmanı İslam’dır.
Türk müziğinin usta ismi Özdemir Erdoğan, yalnızca eserleriyle değil, duruşu, düşünceleri ve yıllar içinde ortaya koyduğu inanç temelli kültürel eleştirileriyle de dikkat çeken nadir sanatçılardan biri olmuştur. Daha önce sanatta ahlak erozyonu, homoseksüel yönelimlerin meşrulaştırılması ve kültürel yozlaşma gibi konuları kamuoyuna taşıyan Erdoğan, sanat çevrelerinin dışında da ahlakî duyarlılıklar konusunda yıllardır düşünce üretmektedir.
Son dönemde gündeme gelen bir açıklamasıyla ise sanatçının, eşiyle 30 yıl süren evliliğinde eşinin ailesinin Sabetayist olduğunu sonradan öğrendiğini ve bunun kendisinde derin bir kırılma yarattığını belirtmesi, kişisel bir deneyim üzerinden Türkiye’de uzun süredir tartışılan gizli yapılar, inanç çatışmaları ve kültürel ayrışmalar konularını yeniden gündeme taşımıştır.
Sabetayistlik ve Aile İçi Kültürel Uyuşmazlık
Erdoğan’ın açıklamalarındaki en dikkat çekici başlıklardan biri, eşinin ailesinin Sabetayist olduğunu 30 yıl sonra öğrenmiş olmasıdır. Bu bilginin kendisinden gizlenmiş olmasını bir ihanet gibi yorumlayan sanatçı, bu durumun aile içi ilişkileri temelden sarstığını ifade etmiştir.
Sanatçıya göre Sabetayistlik; gizliliğe dayalı, önceden belirlenmiş hedefleri olan ve dışa kapalı bir yapıdır. Erdoğan, bu tür yapıların özellikle dindar, muhafazakâr bireyleri dışlayıcı bir önyargıyla yaklaştığını ve bu durumun aile yapılarında çatışma doğurduğunu ileri sürmektedir.
İnanç, Hastalık ve Tevekkül
Erdoğan, yaşamında karşılaştığı en büyük sınavlardan biri olarak tanımladığı kanserle mücadele sürecini, geçmişte yaptığı hataların bir bedeli ve Allah’ın bir ikazı olarak yorumlamaktadır. Bu noktada, hastalığını bir tür manevi arınma süreci olarak gören sanatçı, Anadolu kültüründe yerleşik olan “dert insana Allah’ı hatırlatır” inancına paralel bir bakış açısı sunmaktadır.
Bu yaklaşım, yalnızca kişisel bir sağlık problemi değil, aynı zamanda insanın kaderle ve inançla kurduğu bağın da bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Masonluk Deneyimi ve Kültürel Dışlanma
Özdemir Erdoğan’ın geçmişte bir dönem yer aldığı masonluk yapılanmasına dair eleştirileri, Türkiye’de sıkça konuşulan konular arasında yer almıştır. Erdoğan, masonluk yapısı içerisinde içki içme gibi ritüellerin dayatıldığını, bu davranışları reddeden bireylerin zamanla dışlandığını ifade etmektedir.
Sanatçı, masonluktan ayrıldıktan sonra konserlerinin iptal edildiğini, 20 yıldır düzenlenen İstanbul Caz Festivali’ne dahi davet edilmediğini belirtmektedir. Bu açıklama, sanat camiasında alternatif seslerin sistematik olarak dışlandığına dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Küresel Yapılar ve Sistem Eleştirisi
Sanatçının görüşlerinde sıklıkla karşılaşılan temalardan biri, dünyayı yönettiği iddia edilen küresel elit yapılardır. Erdoğan; Masonlar, İlluminati ve kripto Yahudi unsurların, İslam’ın yaygınlaşmasını istemediğini ve bu yapılarla mesafesi olan bireylerin sistem dışına itildiğini savunmaktadır.
Bu düşünce, modern sistemin “ya bizdensin ya karşı taraftansın” mantığıyla işlediği eleştirisini de beraberinde getirmekte; bireyin bağımsız bir inançla, sistemden bağımsız var olma çabasının cezalandırıldığını öne sürmektedir.
Ahlak, Direniş ve İnanç Özgürlüğü
Erdoğan’ın yaşam felsefesinin temelinde yer alan unsur, ahlak ve inanç temelinde dik durmak ilkesidir. Kendisi, Batı’nın ve seküler yapının en büyük korkusunun, bireyin hiçbir baskı altında kalmadan özgür iradesiyle inancını yaşaması olduğunu ifade etmektedir.
Bu görüşe göre, kapitalizmin en büyük düşmanı İslam’dır; çünkü İslam bireyi tüketime değil, maneviyata yönlendirmektedir. Sanatçının bu noktadaki duruşu, yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ideolojik bir direniş biçimi olarak değerlendirilebilir.
Özdemir Erdoğan, yalnızca bir müzisyen değil, aynı zamanda toplumun ruhsal, ahlaki ve kültürel kodlarına dair duyarlılık gösteren nadir figürlerden biridir. Aile hayatından hastalık dönemine, masonluk deneyiminden medya ve sistem eleştirilerine kadar geniş bir yelpazede dile getirdiği görüşler; hem bireysel hem toplumsal açıdan tartışma değeri taşımaktadır.
Bu bağlamda onun yaşadıkları ve söyledikleri, Türkiye’nin yakın dönem kültürel çatışmalarına, inanç temelli dışlanmalara ve sistemle olan gerilimlere ışık tutmaktadır. Sessiz kalmak yerine konuşmayı seçen bir sanatçının tanıklığı, bu toplumun çok katmanlı yapısını anlamak adına dikkate değerdir.
Özdemir Edoğan’ın, “geniş kitlelerin artık “Türkiyenin derin sosyal ve derin konusunu sanatçı ruhu ile ele alınmasının zamanı gelmiş ve geçiyor”
Selam ve Saygılar
Sağlıkla Kalın
Metin ŞENDİL









