Siyaset, bazen hayatın tam merkezinde; bazen de kenarından akan bir su gibi sessizce ilerler. Ancak kesin olan bir şey var: İç ve dış siyaseti ayırt etmek, bu ayrımı anlamak ve topluma anlatmak her zaman kolay olmuyor.
Türkiye’nin en yumuşak karnı hâlâ terör sorunu ve beka sorunu. Siyasetin bitmeyen bu bela üzerinden hem iktidarın hem muhalefetin en kolay kullandığı iç siyaset malzemesi hâline gelmesi ne kadar tuhaf değil mi?.
Bunun yanında menfaat ilişkileri, rant düzeni, kadın cinayetleri, trafik magandaları Sosyal medyaya düştüğünde toplumun çığ gibi büyüyen tepkisi ile çözülmekte. Geçenlerde yaşadığımız çocuklarını okula götüren babanım hızlı şekilde yanlarından geçmesi babanın sürece tepkisi ve aracı sürenin olaya yaklaşımı,
Devletin hızlı müdahalesiyle kısa sürede çözüme kavuşması, yüreğimizi birazda olsa rahatlatıyor.
Algılar ve Gerçekler
İç siyasette kullanılan dil, seçmeni ikna etmenin ötesinde çoğu zaman bir algı oyununa dönüşüyor.
Parti liderleri ve yöneticileri, seçmeni “Bak, seni düşünüyorum” noktasında ’ki dokunma ile başlayan vatandaşı koruma süreci devamlılık süreci olursa siyasettir.
Muhalefet meclise girdiğinde, verilen vaatlerin büyük kısmı unutuor. Çok komik ama, birçok kişi bunu İktidar için söyler hiç muhalefeti bu konuda tartışıldı mı? Örneğin , seçimlerde CHP ile Millet ittifakı olarak seçime girip 60 yakın milletvekili çıkaran %1,5 olmayan oyları ile meclise giren partilerin seçmeni kim bilen var mı? milletvekilleri hangi seçmeni için bir katkıda bulunuyor ne üretiyor merak ediyorum, acaba seçim öncesi söylediklerini yapabiliyorlar mı?
Muhalefet yalnızca iktidarı eleştirmekle yetiniyor; çözüm önerileri yok olsa’da çok zayıf projelerini ortaya koyacak ekipleri olsa’ da çok az “ben bu sorunu çözeceğim” demekle olmuyor nasıl çözeceksin projeni anlat dediğinde ses yok “sizi çok seviyorum” nakaratları çok fazla.
Oysa vatandaş her alanda gerçekçi ve uygulanabilir planlar görmek istiyor.
Dış Siyaset ve İç Politikaya Yansımaları
Dış siyaset ise iç siyasete malzeme edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir. Ulus devlet anlayışında, dış politika içteki oy dengelerinin parçası hâline getirilirse, toplumsal güven zedelenir. AK Parti’nin Suriye politikası, geçmişte çokça eleştirilmişti. O gün izlenen stratejiler nasıl doğruysa, bugün uygulanan adımlar da aynı ölçüde doğrudur. Asıl ders şudur: Uluslararası siyasette, atılan adımların doğruluğu ancak uzun vadede anlaşılır.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un, hukukun Türkiye’de işlediğine dair açıklamaları aslında sahadaki somut örneklerle destekleniyor. Buna karşın, gazeteci Sedef Akbaş’ın Trump konuşmasın da Erdoğan bir telefonumla Rahip Brunson’u bıraktı” sözlerini, hukuk düzenini tartışmaya açarken aynı zamanda uluslararası diplomasiyi görmezden geliyor. Oysa Brunson meselesi, çok boyutlu bir diplomatik süreçti. “Trump istedi, Erdoğan bıraktı, Amerika kazandı” demek, meseleyi sığlaştırmaktır.
Uluslararası siyasette tek taraflı kazanç ya da kayıp olmaz; denge vardır. Buradaki provokatif söylemler, bilinçli olarak toplumun algısını manipüle etmeyi amaçlamaktadır ve tehlikelidir. AK Partinin son dönemde dış politikada attığı adımların başarılıdır.
İçeride doğru anlatıldığı sürece toplumsal güveni pekiştirecektir. Çünkü uluslararası siyasette tek taraflı kazanç yoktur, denge vardır. Bu dengeyi korumak, sadece siyasetçilerin değil, kalem tutanların da en büyük sorumluluğudur.
Tarihten Dersler
O zaman bende “Sedef Akbaş soruyorum “Sizin bildiğiniz tarihten girelim konuya”
1960 darbesinde Adnan Menderes ve arkadaşlarının Yassıada’da yargılanması hukukun katledildiğinin göstergesi değilmiy di?
CHP’nin başındaki İsmet İnönü’nün darbeci generaller üzerindeki etkisi bilinmesine rağmen kararlı bir duruş sergileyerek idamları durdurma imkânı yokmuydu?
Uluslararası güçler istedi ve idamlar gerçekleşti neye karşılık? İdamlar İnönü’n baskısı ile dursaydı kazanan “Türkiye” olmaz mıydı?
İsmet İnönü İdamlar öncesi “ben bile kurtaramam demişti Menderesi, Halbuki Türk milleti ona milli şef unvanını vermişti, Türk ordusunun sevdiği bir komutandı, darbeci generallere sözümü geçmedi.
Şimdi Rahip Brunson konun ilişkisi var diyeceksiniz: Uluslararası dış politikada ülkenin menfaatleri önemlidir. Dış siyaset değişken değildir sistem ve duruş meselesidir.
Erdoğan net duruşunu göstermiştir, Türkiye kazanmıştır.
Menderesin asılmasında “duruş” kaybetmiştir.
Türkiye o zaman menderesin idamı başlayan 1960 darbesini engelleseydi, Türkiye her on yılda bir darbe klasiği yaşamazdı.
Darbeler, Türkiye’nin güçlü yapısı olan gelişmişlik yüzdesini kaybetmesine neden olmuştur.
Altını çiziyorum o günün şartlarında “İdamlar” engellenseydi, darbe klasiği Türkiye üzerinde bir korku olmayacaktı.
O korkuyu millete saranlar şimdi hiçbir şekilde dışarıya yönelik salvolarla “hukuk” dersi vermelerine konuşmalarına anlam vermek abesle iştigal.
Çünkü, idama dur diyemeyenler bu ülkenin gelişmesine engellemiştir.
Her darbe ülkeyi 30 yıl geriye götürmüştür.
Son kalkışmadan sonra, AK Parti ile darbe süreci son ermiştir.
Bu gelişmelerin güçlü anahtarı olan siyaset, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetidir.
Darbe çığırtkanlığı yapanları bazen rastlıyoruz, onlara bazen “sandık” sözünü hatırlatmak birlikte “1960” hatırlatmak gerekiyor.
Ekonomik darbelere maruz kalsak ’ta kırılgan ekonomimiz var maalesef fakat, en çabuk şekilde dönüşüyoruz.









