“Rusya’nın güçlü bir silahlı direnişle karşılaştığı ve bu direnişi çözemediği görülüyor” değerlendirmesinde bulunan Okuyan, bunun nedenlerine ilişkin gözlemlerini aktarırken, savaşın “NATO’cu savaş baronlarının arayıp da bulamadığı bir fırsat” olduğuna işaret etti.
“Bizim kriterimiz, savaşan tarafların neyi temsil ettikleridir. Ukrayna’daki yönetim NATO tarafından ayakta tutulan, her tür yalanı, pisliği, katliamı normalleştiren kriminal bir yönetim. Ancak daha önemli bir şey var. Burjuva Ukrayna’yı temsil ediyor. Rusya’daki iktidar gibi… Putin Rusya’da yaşayan emekçileri, toplumsal adaletsizliğe milliyetçilikle alıştırıyor” diyen Okuyan, “Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta bir tarafın haklı olduğunu ileri sürmek Marksistlerin işi olamaz. Zaten Marksizm, olayları sınıf eksenini terk ederek analiz etmek isteyenler için hiç de uygun bir teori değildir” ifadesini kullandı.
Okuyan, savaşın AKP ve Erdoğan’a etkilerine ilişkin de önemli değerlendirmelerde bulundu.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ile yapılan röportaj şöyle:
‘Rusya’nın güçlü bir silahlı direnişle karşılaştığı ve bu direnişi çözemediği görülüyor’
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş bir dengeye kavuşmuş gibi. Birçok kentte kuşatma sürüyor, bununla birlikte Rusya’nın ilerlemesi oldukça yavaş. Bir yandan da görüşmeler sürüyor ve bir ateşkes, ardından da çözümün mümkün olduğu söyleniyor. Sonra bu iyimser havayı dağıtacak açıklamalar yapılıyor.
Askeri anlamda bir dengeden söz etmek için henüz erken. Ukrayna oldukça geniş toprakları olan bir ülke ve Rusya’nın hızlıca Kiyev rejimini düşürmesi ve ülkenin doğusunu ele geçirmesi ancak ve ancak Ukrayna’da siyasal bir çöküş yaşanması durumunda mümkündü. Evet, her durumda Rusya’nın güçlü bir silahlı direnişle karşılaştığı ve bu direnişi çözemediği görülüyor. Bu tablonun iki temel nedeni var. Birincisi, Ukrayna’daki yönetimin arkasında yapılan uluslararası yığınak. ABD başta olmak üzere NATO’nun bu ülkeyi uzun süredir hem hazırladığı hem de şu anda sürmekte olan savaşta arkadan ittirdiği çok açık. İkincisi, Rusya’nın Ukrayna’da “operasyon” olarak tanımladığı askeri harekatın siyasal ve ahlaki meşruiyetinin son derece zayıf olması ve bunun Rus ordusunun motivasyonunu etkilemesi. Bir başka ülkenin topraklarına silahlı güç soktuğunuz zaman bunun hem o ülkenin nüfusu hem de kendi ülkeniz açısından ikna edici bir gerekçesinin olması gerekir. Askeri olarak ne kadar güçlü olursanız olun, sağlam bir gerekçe ile hareket etmediğinizde hem karşı tarafın direncini hem kendi kuvvetlerinizin çekingenliğini artırırsınız.
‘NATO’cu savaş baronlarının arayıp da bulamadığı bir fırsat’
Ancak Rusya’nın bugün de ısrarla vurguladığı müdahale gerekçeleri büsbütün temelsiz mi?
Donbass’ta kurulan ve yakın zamanda Rusya tarafından tanınan İki Cumhuriyet’te yaşayanlara dönük Ukrayna’nın saldırılarının durdurulması gerekçelerden biriydi. 2014’ten bu yana Donetzk ve Lugansk’ta gerçekleşen bombardıman gerçek bir katliama dönüştü, bunu hepimiz biliyoruz. Aslında benzer katliamlar daha küçük ölçeklerde Ukrayna’nın başka yerleşimlerinde, hatta başkent Kiyev’de de gerçekleşti. Rus kökenlilere ve farklı siyasi görüşten kişilere dönük neo-Nazi saldırılarda çok kişi öldürüldü. Bu açık bir gerçek. Ukrayna’nın NATO’ya girmesi ya da alınması doğrultusunda sürdürülen çabalar da apaçık ortada. Dolayısıyla Putin’in iddialarında öne çıkan başlıklar yalan değil gerçek üzerine kurulu. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Rusya, Rusları öldüren ve NATO’ya girmeye çalışan Ukrayna’yı güvenlik tehdidi olarak görüyor. Ancak bu sanıldığı kadar güçlü ve meşru bir neden değil. Çünkü Ukrayna yönetimi de Rusya’yı bir güvenlik sorunu olarak görüyor ve Putin söylediği başka şeylerle böyle bir sorun olduğunu gösterdi! Zaten şu andaki durum da ne yazık ki NATO’nun yayılmacı ve militarist politikalarının haklı olduğu sanısını uyandırdı. NATO’cu savaş baronlarının arayıp da bulamadığı bir fırsat.
‘Bizim kriterimiz, savaşan tarafların neyi temsil ettikleridir’
Ama Putin’in “oturup da bekleyemezdik. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman saldırısını bekleyerek çok büyük kayıplar verdik” sözlerinin bir anlamı yok mu?
Hayır yok. Bakın “güvenlik” konsepti bir yerden sonra hiçbir şey açıklamaz. Hitler 1938’de Çekoslavakya’nın Südet bölgesini oradaki Alman nüfusa Çeklerin zulmettiği gerekçesiyle işgal etti. Alman nüfus, büyük ölçüde Nazi faaliyetiyle örgütlü hale getirilmiş, sorun çıkaran bir nüfustu. Ukrayna yönetimi Donbass’ın benzer bir Rus üssü olarak kullanıldığı iddiasını sürekli tekrarladı durdu. Daha da ilginci, Azov Taburu gibi, Nazi ideolojisini benimsediklerini hiç gizlemeyen Banderacı katillere resmi statü veren Kiyev’deki iktidar, Donbass’ta Rusya yanlısı Neo-Nazi grupların faaliyet gösterdiğini iddia edebiliyor. Zaten şu anda herkes birbirini Nazilikle suçlamakta.










