Türkiye’de nöromüsküler hastalıkların milyonlarca kişiyi etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğu ifade edildi. Nöromüsküler Hastalıklar Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ersin Tan, bu hastalıkların nadir olmasına rağmen toplumda geniş bir etki alanına sahip olduğunu belirtti.
Başkentte düzenlenen 1. Nöromüsküler Hastalıklar Kongresi’nin açılışında konuşan Prof. Dr. Tan, nöromüsküler hastalıkların geçmişe göre daha fazla ilgi ve gelişim gösterdiğini vurguladı. Bu alanda tanı sürecinin, hastanın öyküsü ve nörolojik muayenesinden başlayarak elektrofizyoloji, genetik kas ve sinir patolojisi ile laboratuvar yöntemlerini kapsadığını aktardı.
“Nöromüsküler hastalıklar artık geçmişe göre çok daha geniş ve hızla gelişen bir alandır.”
Prof. Dr. Tan, Türkiye’de sinir hasarından kaynaklanan nöropatik ağrı çeken birey sayısının 8 ila 10 milyon arasında değiştiğini belirterek, bu durumun sağlık sistemi üzerindeki yükünü vurguladı.
Erken Tanı ve Tedavi İhtiyacı
Nöromüsküler hastalıklarda erken tanının kritik olduğuna dikkat çeken Tan, taramalar ve erken tedavilerin SMA gibi hastalıkların önlenmesinde etkili olabileceğini dile getirdi. Ancak bu durumun ALS gibi bazı hastalıklar için geçerli olmadığını ekledi.
“ALS’de yaklaşık yüzde 10-15 oranında bir genetik yatkınlık var,” diyen Tan, bu mutasyonlardan yalnızca birine yönelik tedavi sürecinin Amerika’da başlatıldığını ifade etti. Türkiye’de bu tedaviye ulaşmanın mümkün olduğunu ancak seçeneklerin oldukça kısıtlı olduğunu kaydetti.
Genetik Yatkınlık ve Belirsizlikler
Dernek üyesi Prof. Dr. İhsan Şükrü Şengün de ALS ve SMA gibi nöromüsküler hastalıkların anne karnında tespit edilemediğine dikkat çekti. ALS’nin başlangıç belirtilerinin elde, omuzda, ayakta veya boğazda görüldüğünü belirtirken, kesin tanı için en az üç bölgedeki kasların tutulum göstermesi gerektiğini ifade etti.
Sonuç olarak, Türkiye’de nöromüsküler hastalıklara dair farkındalığın artırılması ve erken tanı süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu konuda yapılan çalışmaların desteklenmesi, hasta bireylerin yaşam kalitesini artırma potansiyeli taşıyor.










